Brüksel Gezi Notları

Yarım günlük Brugge turumuzun ardından yine trene atlayıp Brüksel’e dönüyoruz. Bugün tatilimizin son günü, ve bize Brüksel’i turlamak için yalnızca yarım gün kaldı. Bu yarım günde de bu şehri incik cıncık keşfetmeye çalışmak yerine en önemli meydanı olan Grand Place‘i ve ne ile karşılaşacağımızı az çok tahmin etsek de Manneken Pis heykelini görmeye gidiyoruz. Brüksel’i fellik fellik gezecekseniz biraz daha derin bir inceleme yapmanız gerekecektir ama benim Brüksel gezi notları da size bu bürokratlar şehri ile ilgili epey fikir verecektir.

Otelimiz Gare du Midi istasyonunun hemen karşısında bulunan Ibis Hotel Brussels Centre Gare Du Midi. Brugge sonrası ufak bir dinlenme molasının ardından hemen istasyondan kalkan metroya atlıyoruz ve Grand Place’e gidiyoruz. Aslında yürünebilir de ama biz de heralde her şehrin toplu taşımasını en az 1 kez kullanmak alışkanlık oldu, bu yüzden metroyu tercih ettik.

Metrodan indikten sonra kısa bir yürüyüşün ardından kendimizi Grand Place’de bulduk. Grand Place’i çevreleyen yapılarda gotik mimariyi, bir diğerinde barok mimariyi bir arada bulabiliyorsunuz. Meydanın en görkemli eseri 96 metrelik şahane kulesi ile kuşkusuz Hotel de Ville. Tam karşısında da barok tarzın en güzel örneklerinden biri olan Museum of the City of Brussels.
grand-place-brüksel

hotel-ville-brüksel
Grand Place Brüksel’in en önemli meydanı olduğu için sanırım günün her saati kalabalık. Brüksel’e her gelen turistin gezi başlangıç noktası burası. Kimileri yerde oturup yapıları izliyor. Kimileri ayak üstü sohbet ediyor. Kimileri Grand Place’e çıkan sokaklarda ki bu sokaklar da çok canlı. Her bir adımında waffle dükkanları, çikolatacılar, hediyelik eşya dükkanları ile karşılaşıyorsunuz.

grand-place-brussels

Biz de bu güzel meydanı turladıktan sonra dalıyoruz ara sokaklara. Hediyelik bir şeyler bakarak Manneken Pis‘i görmeye gidiyoruz. Buraya gelmeden bu heykelciğin ne kadar manasız olduğunu :) bir çok kaynakta okumuştum ama görmesek olmazdı. En bilinen tabiriyle işeyen çocuk heykeli 1388 yılında yapılmış sonra zaman zaman başına kötü şeyler gelmiş ve bir kaç kez yenilenmiş. Şimdilerde Brüksel’in baya baya popüler bir simgesi.

Bu heykelcik sayesinde Brüksel ahalisini epey takdir ettim ama. Bu kadar manasız bir heykeli bu kadar popülerleştirmek ve fotoğraf çektirmek için önünde kuyruklar oluşmasını sağlamak gerçekten büyük başarı :)

manneken pis

Brüksel aynı zamanda tam bir çikolata şehri, o kadar çok çeşitte çikolata, çikolata markası ve çikolata dükkanı ile karşılacaksınız ki, gözünüz de gönlünüz de mideniz de çikolataya doyacak. Biz de Brüksel ve Brugge’dan aldığımız kutu kutu çikolata ile döndük ülkeye.

Kısa bir Brüksel turu sonrası karnımızın baya acıktığını hissedince Brüksel’in belki de eeeen ünlü midyecisinde alıyoruz soluğu. Brüksel de deniz midye epey meşhur. Midye ve deniz mahsulleri sunan restoranlar baya yaygın. Ama Brüksel’de midye burada yediklerinizden biraz farklı, hatta epey farklı:) Brüksel midyesi buradaki gibi pilav eşliğinde sunulmuyor. Hatta midye kabuğunun içine başka bir yemek konulmuyor. Çeşitli soslarla tencerelerde haşlıyorlar midyeleri kabukları ile birlikte, tencere ile de servis ediyorlar. En geleneksel olanı kerevizli olanı. Biz de Brüksel’in eeeen meşhur midyecisi kabul edilen Chez Leon’u arayıp buluyoruz, hem dinleniyoruz hem midemize bayram ettiriyoruz.

brüksel chez leon

brüksel midye

Artık günün ve tatilin yorgunluğu iyice üstümüze çöktü. Tatilin bitişinin hüznünü üzerimizde taşıyarak bu bir yandan resmiyet bir yandan çikolata kokan şehre veda etmek için otelimize yürüyerek dönmeye karar veriyoruz.

Bekle bizi İstanbul, bekle bizi yeni tatil hayalleri:)

Bu geziye nasıl hazırlandık, hangi otellerde kaldık, ülkeler arası transferleri nasıl hallettik merak ediyorsanız sizi buraya alalım:)

Sevgiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir