Anasayfa / Dünyada Gezgin / Venedik Gezi Notları

Venedik Gezi Notları

İtalya gezimizin 6. gününde yine sabah erken saatlerinde uyanıp, Floransa tren istasyonuna gidiyoruz. Peronumuzu bulup trene atlıyoruz. Ver elini Venedik. Yaklaşık 2 saatlik tren yolculuğunun ardından Venezia S. Lucia istasyonuna varıyoruz. Venedik hava durumu Floransa’dan daha kuzeyde kaldığı için yine bir kaç derece daha soğuk. Artık hırkalarla gezmeye başladık:) İstasyon çıkışında hemen bir turist info bulup Venice Card alıyoruz. Bu kart hem şehir için ulaşımda kullanılan vaperettolarda geçerli hem de bazı müzelerde. Kart ile birlikte Venedik haritası da veriyorlar. Venedik turu düzenleyen şirketler genelde konaklamayı Venedik merkezde değil yaklaşık 20 – 30 km mesafe uzaktaki bölgelerde tercih ediyorlar. Bizim Otelimiz ise Rialto köprüsüne çok yakın. Haritadan konumunu hemen işaretleyip, en yakınından geçen vaperetto’ya atlıyoruz. Bu kısa yolculuk bize çok iyi geliyor. Bu ünlü şehir ile tanışmak, kanalları keşfetmek, sular içinde yüzen evleri incelemek bizim için güzel deneyim. Kendimizi manzaraya o kadar kaptırıyoruz ki ineceğimiz durağı neredeyse kaçırıyorduk.

Rialto Adası Venedik’in en eski yerleşim bölgelerinden biridir. Önce bankacılık merkezi daha sonra da pazar bölgesi olmuştur. Büyük Kanal’dan geçen tekneleri izleyip güzel fotoğraflar çekebileceğiniz bu ünlü köprüden geçmeden  Venedik ziyaretiniz tamamlanmış sayılmaz.

vaperetto

Vaperetto’dan inip bavullarımız elimizde otelimizi bulmak üzere daracık sokaklardan, birbirine çok benzeyen minicik meydanlardan ve kanalların üzerine yapılmış köprülerden geçiyoruz. Venedik otelleri genellikle daracık sokaklarda, çoğunun bir tarafı mutlaka kanallara bakan, suların içinde yaşıyormuş hissi veren yapılar. Bana biraz kasvetli geldiğini söylemeden edemeyeceğim:) Oteli bulup odamıza yerleştikten sonra, yeniden bırakıyoruz kendimizi kanallar şehrinin gizemine.

İtalya’nın doğuya açılan kapısı olan Venedik, dünya üzerindeki eşsiz şehirlerden biri. Adriyatik Denizi’nin gelgit sularının ortasında, bir dizi sığ adacığın üzerine kurulmuş olması ve taşkınlara uğraması gibi olumsuzluklara rağmen bu döneme kadar ayakta kalmayı başarmış. Orta çağda, düklerin yönetimiyle gücünü Akdeniz’den İstanbul’a kadar genişletmişti. Bu zenginliği şehirde gezerken dört yanı süsleyen sanat eserleri ve etkileyici yapılarda da görebilirsiniz. Sadece San Marco’nun zenginliği bile Venedik’in orta çağda dünya çapında bir güç olduğunu kanıtlıyor. 1700’lerin sonunda Napolyon’a yenildikten sonra eski gücünü kaybetmiş fakat şehrin dokusu günümüze kadar çok az değişikliğe uğramıştır. Şehirdeki tek motor sesi malzeme taşıyan tekneler ile yolcu taşıyan vaperettolardan geliyor.

Bir de gondollar var tabii ki. Venedik turları extra olarak bu gondollarla yapılacak gezileri de sunuyor. Biz karış karış gezdiğimiz ve vaperettolarla bol bol kanal turu yaptığımız için gondol gezisini tercih etmedik.

Venedik gezilecek yerler bakımından da oldukça zengin bir şehir. Özellikle Venedik Karnavalı zamanı buraya yolunuz düşerse eminim ki fotoğraf makinenizdee kartpostal niteliğinde fotoğraflar ile ayrılırsınız.

Bizim ise bu güzel şehirdeki ilk keşif noktamız San Marco Meydanı. Bu meydan çok eskilere uzanan köklü tarihi boyunca bir çok etkinliğe tanıklık etmiştir. Dünyanın dört bir yanından milyonlarca ziyaretçi burada bulunan 2 yapıyı görmek için buraya akın eder: Bazilika ve Palazzo Ducale.

Doğu ile Batı’nın mimari ve dekoratif tarzlarını birleştiren Venedik’in ünlü bazilika’sı Avrupa’nın en göz alıcı yapılarından biridir. Dış mekanı İstanbul’dan getirilen ünlü bronz atın kopyaları ile sütunlar, rölyefler ve yapının ön cephesini süsleyen mermerlerle görkemli bir şekilde inşa edilmiştir.

9. yüzyıl’da inşa edilen Palazzo Ducale ise, bir zamanlar Venedik’li yöneticilerin ikametgahı ve devlet dairesi olarak kullanılmaktaydı. Sarayın içerisinde bir gezinti, insanı 3 kat halinde düzenlenmiş zengin dekorasyona sahip toplantı odalarına, konsey ve mahkeme salonlarına ve düklerin yaşam alanlarına götürecektir. Bu sarayın mahkemelerinde yargılanan suçlular yine sarayın zindanlarına hapsedilirlerdi. Sorgu odalarını hapishanelere bağlayan Ahlar Köprü’sü, Venedik’in en ünlü köprülerinden biridir. Bu köprü idam mahkumlarının hapishaneye giderken Venedik’in eşsiz manzarasına son kez bakarak ah çektikleri köprü olması sebebiyle bu ismi almıştır.

Artık yavaş yavaş günün yorgunluğu çöküyor. Venedik sokaklarında kaybolmak çok hoşumuza gitti. Haritamızı atıp çantaya, gönlümüzce elele bu kanallar şehrinin labirenti andıran sokaklarını turluyoruz. Yarın renklerin içinde kaybolmaya gideceğiz, hedefimiz Burano.

Sabah kalkıyoruz, bugünkü planımız biraz daha rahat, Burano adasını gezeceğiz. Vaperetto’ya binip, yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuk sonrasında rengarenk bir ada karşılıyor bizi. Kilisesinin eğik kulesi ile hemen fark edilen Burano, adalar içinde en renkli olanıdır. Kanalları rengarenk evlerle çevrilidir. Geleneksel dantel tezgahları ve balık servisi yapan trattoria’ları ilgi çekici bir atmosfer sunar. 16. yüzyılda, Avrupa’da en çok aranan danteller bu adada işlenirdi. 

Kaptırıyoruz kendimizi bu rengarenk sokakların eğlencesine, kendimize en çok hangi rengin yakıştığını keşfetmek için neredeyse tüm evlerin önünde fotoğraf çekiyoruz. Meşhur dantelleri inceliyoruz, dantellere dokundukça kendimizi annemizin salonunda da hissetmiyor değiliz:)

Artık, yavaş yavaş otele dönme vakti. Rüya tatil burada bitiyor. Bavulları toplama zamanı geldi. Yeniden gelmeyi, buraları hissetmeyi dileyerek hem hüzün hem de mutlulukla ülkemize dönüyoruz.

Erhan-Nilay

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir